Arşiv Haziran, 2008

Çekiç parmak

Tedavi edilmezse, biçim bozukluğunun yanı sıra, elin işlevlerini de aksatır. Elde çekiçparmak, bir parmağın ucunun bükük kaldığı durumdur. Daha çok gençler, işçiler ve sporcular gibi, kaza olasılığının daha yüksek olduğu, hareketli insanlarda görülür.

Nedenleri
Ayak parmakları başparmak dışında aralarında eklemler bulunan üçer kemikten oluşmuştur. Ayakkabı ayağa küçük geldiğinde ya da ikinci parmak ötekilerden çok uzun olduğunda, söz konusu parmak, sürekli bükülü durmaya başlar. Parmakların bükülmesine yol açan bir başka neden de, parmakları düz tutan kaslardaki güç dengesizliğidir.

Eldeki parmaklarımızı açmamızı sağlayan kasların kirişleri, elin üst yüzünde yer alır. Parmak ekleminin ucuna yapıştıkları noktaya gelecek bir darbe, bu kirişlerin kopmasına neden olabilir. Kiriş kopunca parmak ucu, parmakla 180ºlik bir açı yapacak konuma gelemez ve hafif bükük durur.

Belirtiler
Çekiçparmak, ayakta oluşabilecek en ağrılı rahatsızlıklardan biridir. Genellikle yalnızca başparmağın yanındaki parmakta oluşur. Bu parmak hep bükük kalır. Üstü sürekli olarak ayakkabıya sürtünür ve o yüzden ağrılı nasırlara yol açar. Sonuçta, giyilmekte olan ayakkabılar son derece rahatsız hale gelir; yenisi alınmak istendiğinde de ayağa uyanı bulunamaz.

Tedavi
Ayak parmağının büküklüğü çok ciddi bir durum değildir. Ayakkabı vurup da ağrılı nasırlara neden olmuyorsa, tedavi gerekmez. Bükülü parmakta nasır oluşmaya başlarsa, alınacak en iyi önlem, üstüne küçük bir pamuk parçası yerleştirerek daha fazla tahriş olmasını önlemektir. Ayrıca nasırı aldırmak da olanaklıdır.

Masraflı olmasına karşılık en akıllıca çözüm, ayağı rahatsız eden ayakkabıları atıp, yenilerini almaktır. Çok yüksek topuklardan kaçınmak gerekir. Topuk ne kadar yüksek olursa, beden ağırlığı o kadar ayak parmaklarına binecek ve çekiçparmağın daha çok ağrı yapmasına yol açacaktır. Yaz aylarında sandalet giyilebilir; parmaklar serbest kalıp rahatlayacaktır. Ayak temizliğine de her zaman dikkat etmek gerekir, akşamları yatmadan önce yapılacak ılık ayak banyoları, ağrıları dindirmenin yanı sıra, enfeksiyonları da önler.

Basit önlemlerle geçirilemeyen ağrılı durumlarda, en iyi çözüm, küçük bir cerrahi girişimdir. Bükülü eklemin kesilerek düzeltilmesinden oluşan ameliyat kolay ve kısadır. Bazen, eklemin düzgün durmasını sağlamak için, kemiğin içine, 4 -6 hafta kalacak bir tel yerleştirilir. Bazen yalnızca başparmağın yanındaki değil, iki ayağın bütün küçük parmakları bükülü olabilir. Bu çekiçparmakların tedavisi de tıpkı uzun parmağınki gibidir.

Eldeki çekiçparmak hiç tedavi edilmese de parmaktaki ağrı kendiliğinden geçer. Ama kopmuş kirişin yol açtığı biçim, bozukluğu ve parmağın eski işlevini kazanması aylar sürer. İyileşmesi için tedavi edilmesi gerekir. Hastanede, kiriş yerinden tümüyle kopmamışsa cerrahi dikişlerle yerine sağlamca tutturulur. Tümüyle kopmuşsa parmak alçıya alınıp altı hafta boyunca düz konumda tutularak, kirişin yerine yapışması sağlanır. Altı hafta sonra alçı açılır.

Parmağın hareketliliğini tam anlamıyla kazanması için birkaç haftalık fizik tedavi yapılır. Parafin banyoları ve masaj, zedelenme yerinde oluşmuş tutukluğu hızla giderir. Çok ender olarak altı haftalık alçıdan sonra kas kirişinin hala yerine yapışmadığı görülebilir. Böyle bir durumda, parmağın bir ya da birkaç ay tele alınması gerekir. Ama kiriş yerine yapıştıktan sonra parmak, eski gücünü kazanacaktır.

Yorum bırakın »

Boğmaca

Boğmaca bulaşıcı bir hastalıktır. Tıptaki adı Pertussisdir. Çoğunlukla 1 ila 4 yaşları arasındaki çocuklarda çok görülür. Ortalama olarak 4-6 hafta devam eder…
Hastanın burnu akar, nöbet halinde gelen öksürük görülür. Bazen kusmaya neden olur. Tedavi için kesin yatak istirahati şarttır. Hastaya sık sık fakat az miktarda yumuşak yiyecekler verilmelidir.

Yorum bırakın »

Burun kanaması

Çeşitli sebeplerden kaynaklanan burun kanamalarına tıp dilinde epistaksis adı verilir. Genç erkeklerde çoğunlukla ergenlik zamnalarında, genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür…
Bir de; yüksek tansiyonun sebep olduğu burun kanamaları vardır. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolay durdurulur ve korkulacak bir şey yoktur. Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarını durdurmak ise biraz zordur. Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip, burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdan nefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.

Yorum bırakın »

Adet görme

Genç kızlıkta başlayan adet dönemi kırk yaşlarının sonlarında sona erer. Bu olaya menapoz denir. Menapozdan sonra üreme organları bir dizi değişikliğe uğrarlar. Bu değişiklikler yumurtalıkların hormon salgılamasında görülen azalmaya bağlıdır…
Dölyatağı daha küçülür, dölyolundaki sırtlar ortadan kalkar, dölyolu duvarları düzleşir. Salgılar daha az asit içermeye başladıkça mikrop kapma tehlikesi de o kadar artar. Çevre dokular gittikçe daha az esnek özellik kazanır. Menapozdan sonra dölyolundan gelen kanamaya tehlikeli gözüyle bakılmalıdır. Olası bir hastalık karşısında doktora gitmek gerekir.
Adet dönemi genel olarak 28 gündür. Ne var ki bu kaba bir ortalamadır ve kadınların adet süreleri büyük ölçüde değişir. Kimi kadının adet süresi 21 günken, kimilerinin 42 gün olabilir. Bundan başka bir kadının her adet dönemi de birbirine uymayabilir.
Dölyatağından dölyoluna akıntı süresi genellikle dört ya da beş gündür. Bu süre içinde kişiden kişiye büyük değişiklikler söz konusudur.
Adet görme; insan dişisini diğer canlı türlerinin dişilerinden ayıran başlıca özelliklerden biridir. Hayvanlar içinde yalnızca maymunlarda bu özellik görülür. Yüzyıllar boyunca adet görme tıbbı ilgilendirmiş ve bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Eski Yunanlılar “erkek tohumu”nun bir sıvı içinde kadının gövdesine yerleştirildiğini iyi biliyorlardı. Ama bir “dişi tohumu”da gerekliyse, bu nasıl oluyordu? Sonunda tümüyle yanlış bir yargıya, adet dönemindeki sıvının bu dişi tohumu içerdiği yargısına vardılar.

Adet görme birbirinden ayrı iki organın, yumurtalığın ve dölyatağının faaliyetlerine bağlı bir süreçtir. Yumurtalığın başlıca iki görevi ; gebeliği sağlayan yumurtacıkların üretilmesi ile cinsiyet hormonlarının salgılanmasıdır. Yumurtalıkların ürettiği ve adet dönemini denetleyen hormonlar bildiğimiz gibi östrojen ve progesterondur. Bu hormonların gövdenin çeşitli bölümleri üzerinde etkileri vardır. Ancak en büyük etkileri dölyatağının endometrium adı verilen dokusunda görülür.
Ayın farklı zamanlarında bir kadından endometrium parçaları alınırsa aralarında büyük değişiklikler olduğu görülecektir. Adetten hemen sonra dölyatağını kaplayan tabaka ince bir tabakadır. Buna karşılık iki adet dönemi arasında bu doku yeniden kalınlaşır. Adet kanaması sırasındaysa, doku parçalarının tam bir biçimi olmadığı ve kanla karıştığı görülür. Buradan da anlaşıldığına göre dölyatağındaki endometrium dokusu iki adet zamanı arasında bir dizi değişiklik geçirmektedir. Ve zaten tüm değişikliklerin olabilmesi için gerekli olan döneme adet dönemi denmektedir. Adetle birlikte endometrium dokusunun büyük bir bölümü parçalanır, ancak geriye kalan küçük bölüm hızla gelişerek eskisinin yerini alır. Söz konusu hızlı büyüme ve dokunun gelişmesi yüzünden adet döneminin bu bölümüne siyah dendiği de olur. Bu dönem adet süresinin yarısı kadardır. Adet döneminin ikinci yarısında alınan bir ömekte çeşitli salgı bezleri görüldüğünden bu döneme salgısal dönem adı verilir. Adet dönemi salgı döneminin sona ermesiyle birlikte biter. Kan da dölyatağı tabakasından tümüyle ayrılır.
Yumurtalıklar da bir dizi dönemsel değişiklik geçirirler. Yumurtalıkların yüzeyinde çok sayıda ve çeşitli boyutlarda küçük “kistler” vardır. Bunlara yumurtalık bezcikleri denir ve her biri bir yumurtacık ovum taşır. Adet döneminin ortasında ötekilerden daha büyük olan bir bezcik büyümeye başlar. Yumurtalığın yüzeyinde yer alan bu bezciğin çapı iki santimetre kadar büyüyebilir. Bezcik , döllenme amacıyla fallop kanalına yumurtacık bırakır. Adet döneminin sonraki aşamasında bezcik beyazımsı sarı renkteki hücrelerle dolar. Renginden dolayı bu oluşuma sarı organ corpus luteum adı verilir. Eğer yumurtacık döllenmişse sarı organ gebelik boyunca, doğuma kadar yumurtalıkta kalır. Eğer döllenmemişse ancak on gün kadar yaşayabilir.
Gelişen bezcikler, östrojen salgılarlar. Östrojen de endometriumun gelişip kalınlaşmasına yol açar. Gelişme döneminin sonunda bezcikler koparlar ve yumurtlama olayı gerçekleşir. Eğer döllenmiş yumurta kalınlaşma döneminde endometriumla temas ederse bu bölgeye yerleşmesi olanaksızlaşır. Böyle bir doku, yumurtacığın yerleşmesi için gerekli olan bir dizi değişikliğe uğrayamaz. Bununla birlikte yumurtacık fallop kanalından dölyatağına giderken bu bir haftayı alır endometrium sarı organın etkisi altına girer. Bu organ hem progesteron, hem de östrojen üreten bir salgı bezidir. Hormonların böylesine birlikte hareket etmeleri büyüyen endometriumun salgısal döneme geçmesini sağlar. İşte bu ikinci aşamada dölyatağı döllenmiş yumurtayı banndırabilecek özelliğe kavuşur. Döllenmiş yumurta yerleştikten sonra büyük bir olasılıkla sarı organ denilen corpus luteuma hormonal mesajlar göndermektedir. Bu iletişim corpus luteumun büyümesine ve daha büyük miktarda hormon salgılamasına yol açmaktadır. Bu mesaj gerçekleşmezse corpus luteum parçalanır. Bu durumda endometriuma hiçbir hormon ulaşmaz ve bu yüzden direnme gücü kaybolur. Böylelikle endometriumun büyük bir bölümü parçalanır. Bu arada adet dönemi akıntısı baş gösterir. Adet döneminin sona ermesiyle birlikte yumurtalıkta bir başka bezcik büyümeye başlar. Östrojen tekrar dölyatağı astarının kalıntılarını etkiler ve bir sonraki adet döneminin gelişme aşaması başlamış olur.
Ergenlik döneminden menopoza kadar tüm üretken yaşamı boyunca bir kadın sürekli olarak bu dönemlerden geçer. Bu dönemler yalnızca gebelik olayıyla birlikte kesilir ve eğer anne çocuğunu emzirirse doğumdan sonra birkaç ay daha adet görülmez. Doğum yapmamış bir kadının tüm cinsel olgunluk süresi boyunca dört yüz dolayında adet gördüğü sanılmaktadır. Bu sürenin uzunluğu kuşkusuz ergenlik yaşına bağlıdır. Ergenlik yaşının sürekli olarak düştüğü de bir başka gerçektir. Yirminci yüzyılda kızlar geçtiğimiz yüzyıla göre birkaç yaş önce adet görmektedirler. Adet dönemindeki ilk akıntının, kızların gebe olabilme yeteneğine kavuştuklan yaşlarda görülmesi koşul değildir. Örneğin ilk birkaç adet görmede yumurtacıkların bezciklerden ayrılmadığı sanılmaktadır. Bir başka deyişle ilk birkaç adette yumurtlama görülmez. Bu yaştaki kızlara cinsel ilişkinin tanındığı kimi toplumlarda, kızların gebe kaldığı çok ender görülmektedir.
Eğer adet görme düzenli biçimde sürüyor ve rahatsızlık vermiyorsa bu olayla ilgili bağnaz tepkiler çok daha az görülür. Ne var ki adetle ilgili düzensizlikler pek yaygın özellikte değildir. Bu düzensizlikler gövdenin başka bölümlerindeki bezlerde görülen düzensizliklere, gövdenin her bir hücresinde yer alan kalıtımsal kromozomlara, doğuştan olan eksikliklere bağlı olabilir. En yaygın düzensizlikler kadınların çoğunda adet dönemlerinde görülen gerilim ve bunalımlarla ilişkilidir. Adet sırasındaki akıntıyla ilgili ağrının da etkisi görülür. Yıllarca süren araştırmalara karşın bilim adamları kadınların adetle ilgili yakınmalarının nedenlerini tam olarak saptayamamışlardır. Adet döneminden önce de çoğu kadında gerilim, sıkıntı, başağrısı gibi rahatsızlıklar olur. Hastalarına düzenli adet görüp görmediğini soran doktorlar genellikle olumlu yanıt alırlar. Kadın da gerçekten düzenli aralıklarla adet gördüğünü sanmaktadır. Ancak gerçekte durum böyle değildir. Böyle bir şeyi öne süren kadın adet günlerini düzenli bir biçimde saptadığında yanıldığını görecektir. Her adet döneminin bir ya da iki gün bile olsa geç ya da erken başladığını görecektir.
Adet döneminin süreleri de kadından kadına değişir. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yönteminin “ritm yöntemi” insanı yanıltmasının bir nedeni de budur.
Günümüzde dölyatağı fizyolojisi üstüne geniş bir bilgiye sahibiz. Bu yüzden adet dönemleri düzensiz, ağrılı ya da hiç gerçekleşmeyen kadınlarla ilgili olarak yapılacak çok şey var. Ama kesin olarak bilinen bir şey varsa o da normal süren adetlerin birden kesilmesinin en önemli nedeninin gebelik olduğudur.
Yumurtacığın döllenmesi ancak yumurtlama döneminde ya da bu döneme yakın bir zamanda cinsel ilişki gerçekleşirse olur. Doğum kontrolündeki tehlikesiz günler yöntemi de bu olaya dayanır. Spermler üreme alanında birkaç gün yaşayacaklarından iki adet arasında kalan üç haftanın birinci ve son haftaları yine de tam emin süreler değildir. Ne var ki pekçok çift bu süreleri emin kabul ederek cinsel birleşmeyi yeğlemektedirler

Yorum bırakın »

Atopik Dermatit

Atopik dermatit döküntü ve kaşıntıya neden olan kronik ve alevlenmelerle seyreden bir deri hastalığıdır. Genellikle ailesinde astım, alerjik rinit gibi atopi alerji öyküsü bulunan kişilerde görülür.Atopik dermatit sıklığı giderek artmakta olan bir deri hastalığıdır…
Günümüzde hemen hemen her 5 çocuktan birinde görüldüğü belirtilmiştir. Hastalık genellikle yaşamın ilk yılında ortaya çıkar ve yeni teşhis konan olguların 50 si 12 aylıktan küçük bebeklerdir. Atopik dermatit küçük çocuklarda daha sık görülen kronik bir hastalık olmasına karşın her yaştan hastayı etkileyebilir
Atopik dermatit bulaşıcı değildir.

Belirtiler

Yoğun kaşıntı

Tekrarlayan döküntü; deride kuru, düzensiz veya pullu alanlar

Bebeklerde ve küçük çocuklarda atopik dermatit genellikle yüzü, dirsekleri veya dizleri tutar ancak vücudun diğer alanlarına yayılabilir

Daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde, atopik dermatit genellikle elleri, boynu, dirseklerin iç yüzeyini, dizlerin arkasını ve ayak bileğini tutar

Kronik olgularda deride kalınlaşma olabilir

Kaşıntı atopik dermatitin en rahatsız edici semptomudur. Daha büyük çocuklarda döküntüden önce kaşıntı başlayabilir. Yoğun kaşıntı atopik dermatitli hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Kaşıntı nedeniyle özellikle uyku düzeninin bozulması hastaların okul ve iş hayatlarında konsantrasyon sorunlarına yol açabilir.
Alevlenmelere neden olan faktörler

Bağışıklık sisteminin görevi zararlı maddelerden bakteri, virüs vb. vücudumuzu korumaktır. Ancak atopik kişilerde bağışıklık sistemi çevremizde bulunan bir çok maddeyi zararlı madde olarak algılamakta ve birey bu maddelerle karşılaştığında aşırı bağışıklık yanıtı oluşmaktadır. Atopik dermatit çevresel ve duygusal faktörlere derinin bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı bir reaksiyondur.

Çevresel faktörler

Kimyasal maddeler

Bazı gıdalar

Alerjen maddeler ev tozu akarı, hayvan tüyü, halı vb.

Deterjanlar

Duygusal faktörler

Stres vb

 

Öneriler

Atopik dermatitte alevlenmelerden korunmak için bazı önlemler alınabilir.

Cildin kuruluğunu önlemek için nemlendiriciler her gün kullanılmalıdır

Pamuklu ve yumuşak dokulu giysiler tercih edilmelidir

Banyo suyu sıcaklığı ılık olmalı ve yumuşak sabunlar veya sabun içermeyen temizleyiciler kullanılmalıdır

Banyodan çıktıktan sonra 3 dakika içinde nemlendirici uygulanmalıdır

Aşırı ısı farklılıklarından kaçınılmalıdır

Atopik dermatitin alevlenmesine neden olan faktörler biliniyorsa hayvan tüyü, ev tozu akarı, belirli gıdalar gibi bu faktörlerle temastan kaçınılmalıdır

Atopik Dermatit tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur kortizonlu ve kortizon içermeyen krem ve merhemler, ağızdan alınan tabletler. Bu ilaçların kullanımı mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır.

Yorum bırakın »